NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE
VAR MISIN ?
Boz kalpakla,takayı aldık geldik Samsun'a
Canik'in yaylasını yaylamaya var mısın
Ata'nın gemisini saldık geldik Samsun'a
Bugünün tayfasını hey'lemeye var mısın
Yurdun dört bir yanından koşan yaşlı,genç,kadın
Türk'lüğün kütüğünde Atatürk müdür adın ?
Bandırma vapuruyla "Kurtuluş" olsun yâdın
Tarihin pak soyunu, soylamaya var mısın ?
Sen varsan ben de varım,atımızın üstünde
Yıldızlar parıldasın başımızın üstünde
Er,subay,şühedâlar, döşümüzün üstünde
Yurdu savunmayanı paylamaya var mısın ?
Senin değerin vatan,bayrak,din ve devlettir
Türk devleti ; tarihte tek ve ebed müddettir
Senin değerin Türkçe dilindeki heybettir
Şimdi hâkikatini hây'lamaya var mısın
Hâkikati yok sayan, yurdun dört bir yanında
Haçlı zihniyetiyle Türk'lük akmaz kanında
Turan'ın ışığıyla 'Kızıl Elma' yönünde
Haydi, Türk dünyasını oylamaya var mısın
Dalgalansın vatanda Atatürk'ün kelâmı
"Ne Mutlu Türk'üm" sözü inletsin şu âlemi
Al bayrağın altında Anadolu selâmı
Tekmil yüreklerdeyken toylamaya var mısın
Âr geliyor bize âr, Atatürk'e düşmanlar
Boğazından tasmalı ,A.B.D danışmanlar
Pek iştahlı a-salak,beyinden şişmanlar
Mekân etmişken, yurttan eylemeye var mısın
Türk Milleti! Evvela, Türk yurtlarını düşün
Töreni sahiplenip ideallerde pişin
Milliyetçi ruhuyla sancağa doğru koşun
Şimdi,Türk yeminini söylemeye var mısın
...Birlik ve bütünlüğü reylemeye var mısın
..."Gök girsin, kızıl çıksın !" andımıza yâr mısın
...Tarihin pak soyunu, soylamaya var mısın ?
🌹Nihâl MİRDOĞAN🇹🇷
Saygıdeğer Nihal Mirdoğan hocam merhaba.
Kalemi aldığınız ve bizlere de paylaştığınız bu şiir, yalnızca bir edebi metin değil; bir sesleniş, bir haykırış, bir çağrıdır.
Şiirin her dizesinde tarihin uğultusu, toprağın hafızası, mumyalanıp toplumsal belleğe kaldırılmış değerlerimiz ve bu değerlerin asli sahibi milletin yüreği yankılanır.
Şair, Samsun’dan başlayan bir kutlu yürüyüşü hem hatırlatır hem yeniden başlatır.
Boz kalpaklıların izinde, Bandırma Vapuru'nun rüzgârında, Ata’nın izini süren bir millete seslenir: “Var mısın?”
Bu bir yolculuktur—yalnızca mekânsal değil, ruhsal bir yolculuk. Yaylalardan gemilere, dağlardan meydanlara uzanırken; bir yandan da kalpten kalbe, inançtan inanca, vatandan vatana geçilir.
Her kıta bir istasyon, her mısra bir meşale gibi yanar. Şiirin içindeki “sen” ve “ben” artık ayrılmaz iki yoldaştır; milletin şah damarıdır. “Sen varsan ben de varım” diyen ses, yalnızca bir bireyin değil, milyonların aynı yürekle attığının göstergesidir.
Türklüğün soylu kütüğüne kazınmış bir isimdir Atatürk; o artık bir şahıstan öte, bir milletin mayasıdır.
Şair, onu yalnızca bir kurtarıcı olarak değil, bir hakikat olarak anlatır. O hakikati “hây’lamaya” davet ederken, sadece bir övgü değil, bir bilinç uyanışı da çağrısında vardır. Türkçeye, tarihe, devlete ve dine yapılan vurgu, milletin omurgasına işlenmiş dört kudret direğidir.
Şiirin tonu yer yer öfkeli, yer yer yaslı ama her zaman vakur. Düşmana duyulan hınç, gaflete düşenlere yöneltilen sitem, bir milletin içindeki kor gibi yanar. “Âr geliyor bize âr” dizesinde hissedilen o utanç, yalnızca dıştan gelen tehlikelere değil, içteki ihanetlere, vurdumduymazlıklara da bir isyandır. “Boğazından tasmalı danışmanlar” ifadesi, ne yazık ki hâlâ geçerliliğini koruyan bir acının tercümesidir.
Ama bu şiir, karamsarlıkla örülmemiştir. Aksine, her kıtada dirilişin tohumları vardır. “Gök girsin, kızıl çıksın!” andıyla biten bu haykırış, bir neslin sadece geçmişe değil, geleceğe de yeminidir. Türk’ün yeminidir bu; dağ gibi, yel gibi, zaman gibi.
Ve en çok da bir sevda vardır şiirde. Toprağa, bayrağa, dile, tarihe duyulan derin, içli bir sevda. O sevda ki, kelimeleri taşır, mısraları yüceltir. Şair, bu sevdayla sorar: “Tarihin pak soyunu, soylamaya var mısın?” Çünkü bilir ki, bu milletin geçmişi yalnızca bir maziden ibaret değildir; bir inşa, bir öz, bir cevherdir.
Bu şiir, artık bir davettir. Sadece şairin değil, milletin dilinden dökülen bir yemindir. Ve bu yemin, kulakla değil, yürekle duyulur.
Duyan, susamaz. Seven, duramaz. Seven, yürür.
Yazın dünyasında yol arkadaşınız Delibal Celil ÇINKIR