LİBAS-I ÂŞK

LİBAS-I ÂŞK
LİBAS-I ÂŞK

Bu cihâna neye geldün nice libâs geye geldün" Kaygusuz Abdal

Libâs-ı Âşk

Hayatın dudaklarından düşerken bağrımın başı

Arzuladığım tek bir şey, mâverâya iştiyaktı

Evvel zamanın deminde,demlenince gözüm yaşı

Duydum ki ; gamlar gamlandı ,sükûtlar ayyuka çıktı

Duydum ki ; nefsî susmanın, dört yana sardı telâşı

 

Cefâsın çektiğim gamlar vücûd şehrinden geçerken

'Bir safâ bahşedelim gel'dedim, yüzüme hor baktı

Ruhumun hümâsı göğün maviliğine uçarken

Can ile ten arasına permeperişan hâl çöktü

Gönül göğünden tufanlar koptu ,bir o kadar erken

 

Pekâla,payıma düşen sükûtun sesi nicedir

Çün, maverâyı kaplayan efgânım bahtımı büktü

Gözü giryan gecelerde yüreğin dili secdedir

Eğildim ; gecenin ulvî eli bereketi döktü

Anladım ; muhtaç olduğum manâ, inceden incedir

 

İmdi,yüreğe yerleşti o âsûmanî kubbeler

Velev,aşkla dolup taşan debbelerden cihân aktı

Bereket akıyor sel sel... yeşerecek mi habbeler

Ki, serin serin fecr vâkti,duayla secdeye kalktı

Velev ki,ışk yağmurundan em buldu müzmin nedbeler

 

Hâk bu,cihâna doludur , her yerdedir,gökte,yerde

Ey ! Gönül kiri yuyanlar mübarek arş imân koktu

Derman olan umudların ait oldukları sırda

Geceyi titreten gamlar bile nâlesinden korktu

Duydum ; İlâhi'den emir duyanlar kalmazmış zorda

 

Amma,her soru ,içinden soru doğurur değil mi ?

Bu,sırların içinde sır olan müthiş bir meraktı

Güller nebattır velâkin, maşuk çağırır değil mi ?

Maşuk çeşmesinden içen her aşık, aşka duraktı

O durakta, gül aşığı bülbül, bağırır değil mi ?

 

Susayan elbette bulur ,dağ yolundaki pınarı

Bir ân, gül dikene düştü,bülbül feryâdlardan bıktı

Dediler,pınar pınarsa tanır yüreği yanarı

Bu feyz,bu hâz nedir Yâ Râb ?..Gönlümü inşirâh burktu

Duyun veliler,erenler ! Ömrümün pişti kenarı

 

"Gelün hey dertlüler gelün bu derdümden siz de alun"

Seslenirken koca derviş,âlemde dertsizler çoktu

Dertsizler ! Âşk divânında imdi kalun bre kalun

Sözlerim bîmecâl kaldı,avazımdan dilim sarktı

Çilelerin ışk bağına hemân dalun bre dalun

 

Örümcekler nasıl örer ,o ipincecik ağını

Dedim ; bu mülkün sahibi Mâlik'i bilmek gerekti

Yâ da,hangi kudret yıkar, Ferhât'ın Şirin dağını

O Ferhat ki,cânı âşka kurban olmuş bir yürekti

Nasıl ki, 'O' âşk,andelîbe buldurdu gülün bağını

 

Hisset ! Manâ zenginleşti, geceler uhrevîleşti

Göğün kapısı açıldı , gördüm...ne kadar büyüktü

Duydum ; gökten ahenk indi , o güzel sükût devleşti

Gördüm ; seheri gördüm de ne mutlu ki,şafak söktü

Duydum ; gafille  uyanık,yendi,yenildi,dövüştü

 

Niçün,namus üryân kalmış, hayâlar sıyrılmış, niçün

Geçin,zehr içmekten geçin, bu ayan beyân açıktı

"Bir lokma,bir hırka" deyip,edepli bir libâs biçin

Ehli irfan meclisinde,"O" ne keskin bir bıçaktı

Hemân âşk içün ummândan pırıl pırıl abâ seçin

 

Bu şi'rde yazdıklarım hem evrak-ı dilde kalırken

Hem,şahane bunca telaş ,hissedip "O"nu duymaktı

Bulanıp,durulup her dem Hâk nefesini alırken

Âşk ummana karışınca, gaye manâya doymaktı

Hem bîçare Gülnihâl'in, zamanı  zâyi olurken

Hemân elime el verdim , maksûdu libâs giymekti

 

Nihâl MİRDOĞAN

libâs-ı Aşk ; Aşk elbisesi

iştiyak ; özlem

habbe ; tahıl tanesi

inşirâh ; gönül rahatlığı,iç huzur.

nedbe ; yara,iz

ikbâl;baht,talih

maksud ;Kasdolunan, istenilen şey, arzu edilen kişi demektir.

ŞİİR DETAYLARI
  • YAZAN : NİHAL MİRDOĞAN
  • YAZIM : 2020-01-07
  • YAYIN : 6 yıl önce