HAKİKÂT -1
Bırak örtme üstümü ! Solgun yüzlü bensizlik
Kaç gün daha saracak kaç gün daha boğacak
İç yüzüm, dış yüzümü ? bu ne azgın densizlik
Öfkemde kümelenen tek " hakikât " kalacak
O hakikat ki; taştı artık kendi bendinden
Sular kabardı ve sık nefes alamıyorum
Hayat sağanağıdır ,bir portredir kendimden
Ne bitmez ikilemmiş benle kalamıyorum
Soyunan karanlıklar bilirim kalkmayacak
Ve yardıkça pusları yine sesleneceğim
Öyle bir an gelecek nâr bile yakmayacak
Milyonlarca kâbuslu benle besleneceğim
Dillerdeki hâkikat acımı acıtıyor
Bir örümcek ağına düşmüş diller ki...Aman !
Körüklendikçe ateş , nakış nakış batırıyor
İsyanlı dimağımı boğması da ne yaman
Ah etme şahdamarım ! Boğuk boğuk dolaşma
Besbelli ki aslımdan uzak yaşamaktayım
İdamlık bir noktayı arayıp da ulaşma
Karanlık duvarları ben ile aşmaktayım
Nihâl MİRDOĞAN
HÂKİKAT - 2
Ellerim neden uzak ,dokunamıyor tene
Elbet vakit bu zulmün hesabını verecek
Derken ; varolan hamle zühur edecek ben'e
Ve menzil-i maksûtta hakikate erecek
Avare ki, biryığın serilmiş yetim sesler
Deva mı bulamadı taş yığını âlemde
Nedendir iklimimi lâ-kayd nidâlar besler
Soyun dedim soyunsan, hakikât ! şol kâlemde
Mezarımdan çıkar şu mecâli bitmiş zârı
Bana şu vakit lâzım,kopmam için bendimden
Kelâmıma dökülmüş biteviye hasârı
Çılgınca boğacağım,aslımdan taşan kinden
Ahengime uymadı kapkara eller,diller
Beynimde depolanmış hücreme darp uykular
Donuyor derinlikte ,korkum buz gibi yeller
Satmayacağım ruhu,beklemeyin kuytular
Tepeden göreceksin bedeninden çıkanı
Ne mi, ok gibi delen ve ruhumu düşüren
Kapkara her kâbusla içerime akanı
Nefsimi, kudretimi belâsıyla pişiren
BEN ! duy beni...vur haydi kızgın bir kurşun gibi
Macerada bekâdan bakiye kalmayacak
Süratle,köpük köpük kırsan muazzam dibi
Bu hakikât içinde söz ! Düğüm olmayacak
Nihâl MİRDOĞAN
bekâ; daim ve sabit olma
HÂKİKAT-3
Düğüm düğümse ruhun titreyen soluk benzi
Bir nokta bulacaktır mıhı sökene kadar
Beynin çivilerinin dibinde ölüm izi
Nefreti dudaklardan bir ân dökene kadar
Özünde yarın yoksa varamazsın bugüne
Bugünde dün yok ise âşkın tohumu nerde
Yürek nabzı sabırla atar kutlu düğüne
Gör harâbe halini ,yüzün dikenli perde
Hoyrat başını canın şerbetine sokmadın
Kendinden dışarı can ararsan kaybolursun
Neden güzel cemâle aşk çardağı çakmadın
Hâlen parça parçaysan, can gözünden olursun
O Rahmet denizinin bir dalgası oluver
Işığa benzer sesle sabırlara doluver
Ebabil dudağından riyâları yoluver
Mâzine kelepçe at,imbatları bana ver
Gülnihâlim ;sıçradım uyandım kubbelerden
Âşk geldi, kan gibi sundu bana yaygısını
Bereket fışkırdı bak ! o yeşil habbelerden
Aştım beden dağının hâkikat kaygısını
Nihâl MİRDOĞAN