BİLMİYORSUN İŞTE BİLEMİYORSUN

BİLMİYORSUN İŞTE BİLEMİYORSUN
BİLMİYORSUN İŞTE BİLEMİYORSUN

BİLMİYORSUN İŞTE BİLEMİYORSUN

Üveyik sesini bir bilebilsen
Bilmiyorsun işte bilemiyorsun
Pirinç tanesini bir salabilsen
Salmıyorsun işte salamıyorsun

Salarsan dallara doğru aşımı
Yaslarım omzuna nârin başımı
Sende insaf yok mu ?Şu gözyaşımı
Silmiyorsun işte silemiyorsun

Yâ türküye, yanık buğday küserse
Gök ozanlaşmadı yâ erken derse
Sazlarda rüzgârlar "Elif" eserse
Çalmıyorsun işte çalamıyorsun

Ozanlar gökleşsin ey ! sevda yurdum
O zaman, obamı sende bulurdum
Halayda horonda tutsak olurdum
Gelmiyorsun işte gelemiyorsun

Yoksa "Dutu yedi küstü"mü bülbül ?
Dinle, dut inledi od oldu ,kül kül
Yöre yöre Nigâr'da kalsa gönül
Kalmıyorsun işte kalamıyorsun

Bir kalsan ,sazların "Mühür gözü"nde
Tezene inlerken telin sözünde
Çatlayan pirinci bulsan özünde
Bulmuyorsun işte bulamıyorsun

Zaman adlı ata gem vursan n'olur
Dadaoğlu sesi Erciyes olur
Bozok dağına seslerin dolar 
Dolmuyorsun işte dolamıyorsun

Yayla kokuşumla 'kal' dedim sana
Bana kollarını 'sal' dedim sana
Hıçkırıklarımı 'böl'dedim sana
Bölmüyorsun işte bölemiyorsun

Hasretinden seke seke usandım
Türküleri büke büke usandım
Gönül içre,yârsın,dermansın sandım
Olmuyorsun işte olamıyorsun

Söğüdün içinden,dalın ucundan
Uçurmadın aşkı boz kanadından
Sevdayı, servinin sık yaprağından
Almıyorsun işte alamıyorsun

Üveyik ağzında pirinç danesi
Bekler durur seni sadık hânesi
Gönlün sanki derviş çilehânesi
Gülmüyorsun işte gülemiyorsun

Nihal MİRDOĞAN

10.09.2014

Nihal hocam merhaba. 

"Bilmiyorsun İşte Bilemiyorsun" şiiri, derin bir hüzün ve hasretle yoğrulmuş bir sevda şiiridir. Şair, sevdanın ve özlemin yükünü, bir o kadar da acısını içtenlikle dile getiriyor. Her bir dizede, yüreğindeki boşluğa dokunamayan, hasretle bekleyen bir sevdanın ağırlığı hissediliyor. "Bilmiyorsun işte bilemiyorsun" tekrarları, karşı tarafın duyarsızlığını, anlamamazlığını vurgularken, sevdanın ve özlemin doruklarına doğru bir yolculuk sunuyor.

 

Şiirin hamasetini oluşturan o derin anlam, tüm kelimelerde kendini gösteriyor. Özellikle "Sazlarda rüzgârlar 'Elif' eserse / Çalmıyorsun işte çalamıyorsun" gibi dizeler, sevdanın ve aşkın anlatılamaz büyüsünü, içsel bir çalgıya dönüştüren bir özlemi ifade ediyor. Bu sevda, sanki bir dağ gibi, bir dağın zirvesi gibi, hem yükü ağır hem de sonsuz bir huzur içinde bekleyen bir aşktır.

 

Şairin yüreğindeki sevda acısı, sanki her bir hecesiyle dağlara, ovalara, çayırları, yaylaları ve hatta zamanın derinliklerine kadar uzanıyor. "Hasretinden seke seke usandım / Türküleri büke büke usandım" diyerek, bu sevdanın ne kadar yorucu ve tüketici olduğunu, fakat yine de bu sevdayı bırakmak istemediğini dile getiriyor. Bir yandan sızlayan bir kalp, diğer yandan bu yorgunluğa rağmen umutsuz bir şekilde bekleyen bir aşık var.

 

Şiir, sadece aşkın acısını değil, aynı zamanda sevdanın insanı nasıl değiştirdiğini ve bu değişimin insanın ruhunda nasıl derin izler bıraktığını da gözler önüne seriyor. Sevda, sadece bir duygu değil, aynı zamanda insanın ruhunun en derin yerlerine işleyen bir yolculuktur. Bu şiir, o yolculuğun acı, özlem, hüzün, fakat bir o kadar da güzellik taşıyan anlarını anlamamıza yardımcı oluyor.

 

Sonuç olarak, şiir, sevdanın büyüklüğünü, kalp kırıklıklarını ve çileyi anlatan bir destan niteliğinde. Hamasi bir üslupla yazılan bu şiir, duygulara hitap ediyor, yüreğin her köşesinde yankı buluyor. Nihal Mırdoğan, kelimeleriyle adeta bir halk ozanı gibi içsel bir destan yaratmış.

 

Saygılarımla efendim

ŞİİR DETAYLARI
  • YAZAN : NİHAL MİRDOĞAN
  • YAZIM : 2018-05-22
  • YAYIN : 8 yıl önce